YOL, YOLCU VE YOLCULUK

Yol, yolcu ve yolculuk kavramları bir arada düşünüldüğünde ortaya hepimizin şu veya bu şekilde kahramanı olduğumuz bir hikaye çıkar. Fakat bu hikayeyi sadece maddi manada düşünemeyiz. Yolculuğun bir de manevi olanı vardır ki yol, yolcu ve yolculuk denilince asıl bunları anlamak gerekir. Zira üzerinde söz söylemeye değer asıl yolculuk budur. Yolculuk insan için aslında kaderi olana teslimiyetle başlar. Hizmet ve hayretle devam eder. Yolculuğun mükafatı olan himmetle tamama erer. Niyet, hayır ise akıbet de hayır hükmünce bizim de nasibimize bu yolculuk hikayesinden düşecek olan hisseler, nasipler olacaktır. Tasavvuf; saflaşma, öze dönme, tarikat ise yol manasına gelir. Durum böyle olunca konunun neden yol ve yolculuk kavramlarıyla anlatılmaya çalışıldığı daha iyi anlaşılacaktır. Bu yüzden dervişliğe niyet eden kendini “yolcu”, dış ve iç alemlerdeki serüveni “yolculuk”, şeyhini “yol rehberi” olarak görerek yola çıkmalıdır. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

Yolcu, zahiri yolculukta görünen alemi temaşa ederek fikir ve zikirle hikmete yol bulmaya çalışır. İç yolculukta ise  “cehaletten ilme”, “kötü huylardan güzel huylara”, “kendi varlığından geçip Hakk’ın varlığına”, “cismani bedenden ruhani bedene” yol almaya çalışır. Bunları “kibirden tevazuya” , “cimrilikten cömertliğe”,“bencillikten diğergamlığa”, “ihtirastan kanaate” yolculuk şeklinde uzatabilir hatta daha da çoğaltabiliriz. Neticede önemli olan, tekrar belirtecek olursak “bilme, olma, bulma” meselesidir.

Yolu Arapça söylenişiyle tarik’i, İsfahani, ayakla tark edilen yani vurulan şey olarak açıklıyor. Tarık ise, bir yola giren kişi, yolcu demek. Yine İsfahani bu kelimenin yaygın kullanımında gece gelene tahsis edildiğini söylüyor. Tarık Sure’sinde  bunun bir yıldız olarak ifade edildiğini belirtiliyor. Muhammed Esed, bu yıldızı, sezgisel bir aydınlanma, hatta İlahi vahyi ifade eden bir mecaz olarak niteliyor. Gitmek fiili, yol ve yolculuk fikri seçimlik hale gelebilir ki, herkesin bunlardan muradı, kastı ve fiili de onun için özel bir yol oluşturur. Kimi macera derdindedir, kimi hikayeler biriktirmek ve anlatmak derdinde… Bunlardan bize kalan da zenginleşmiş bir bilgidir.

Konuyu buradan alışım, yol ve yolculuk (gitmek) fikrinin her şeyden önce İlahi kelamda bir karşılığa sahip olmasındandır. Din, doğal olaylar ve cinselliğin edebiyatın üç temel konusu olduğunu hatırladığımızda, yol ve yolcuğun, yolcunun kadimliği düşüncesine ulaşırız. Bu manada onların edebiyatta süreklilik taşıyan bir genişliğe sahip olması da normaldir. Nefsin en önemli özelliği meraktır.Yolda atılacak yeni bir adımda ne olacağı merakı nefiste yerleşik olduğundan, onun bu arzunun peşinden gitmesi beklenir. Bunun aksi nefsin terbiyesiyle ilgilidir ki, bu da başka bir gitmenin konusudur, malum.

Yol var yol var tabi. İnsan zamanın sırtında bir yolcu, hayatta bir yolculuktur. Ana rahminden dünyaya, bebeklikten çocukluğa, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, oradan da ebede kadar sürer bu yolculuk. Yol var adamı yola getirir, yol var doğru yoldan ayrı koyup yoldan çıkarır. Çünkü yolsuz olmaz. Yola girmeyen, yolun sonundakine ulaşamaz. Yolun O’na çıksın istiyorsan, yola çıkmalısın!

Yol ikidir. Ama doğru yol bir. Derler ya; yolumuz diken doludur, ayağını seven gelmesin! Doğrudur. O’nun yolu dikenlidir zahiren. Ama sana, yürüyeceğin ayakları da o yolun sahibi bahşetmedi mi?

YOLUN BELİRLEYİCİLİĞİ

Nefsini yola getirmeden, bedenini yolda görmüşler ne fayda. Yoksa sen beni yolda görsünler diye mi yola çıktın? Eğer öyle ise yolda olanlar kanmaz, kandırılmaz. Yolda olanlar bilmez mi sanırsın, kim yol sahibinin rızası için yola çıkmış? Yollar yolcusuz olsa da yolsuz yolcu olmaz imiş. Varlıkların yörüngesini yol oluşturmaktadır. Hancı değil yolcuyuz hepimiz. Kimi zaman nefes nefese, kimi zaman aheste. Ömür heybesinden düşürüyoruz vakit denen mücevheri. Alıp yerine koyamadan biteviye yol alıyoruz. Giyinik bedenler, çırılçıplak ruhlar ve yarım kalan rüyalarımızla. İki kapılı bir hanın giriş kapısından girdiğimiz andan beri, çıkış kapısına doğru hep hamledeyiz. Hayat zaten istasyonu mutlak var olan bir yolculuk değil midir? Üstelik yolcu için durmak yoktur. O dursa da zaman üstünden akar gider. Yol, her zaman bir yere varmaz; kadim zamanlardan beri bilinir önemli olanın yolda olmak olduğu. Yolcu da öyledir biraz; herkes yola çıkabilir ama her yola çıkanın yolcu olacağı söylenemez. Yolculuk daha da karmaşıktır, tümünü içerir; kolay değildir öyle, hem bir yol olması gerekir hem de yola koyulup yolculuğa çıkan bir yolcu. İlkin yoldur belirleyici olan. Bir sürü yol hazır bekler yolcularını. Üzerine ayak basanı tutup yakalayan ve kendi yoluna sokanları vardır. Farkına bile varmadan yola çıkanı kendisine çeviren, tutup tutsak eden yollardır. Ayrımları, dönemeçleri ve kavşaklarında ne olduğunu bile anlayamadan, çözemeden kapılıp gider üzerindekiler. Bir de bakmışsınız ki ayrımları silinip, örnekleşir ve fakat kendileri ayırdığında bile değildir başlarına gelenin. Yol bilir hale gelmiş de kendi yollarında olduklarını sanır olmuşlardır. Yolun esiri olup, nereye savrulduklarını bilemeden sürüklenirler. Yolcu da önemlidir elbet ve göçebe olmalıdır her şeyden önce. Çünkü göçebelik reddediştir var olanı, verileni, hazır bekleyeni. Bir yersiz yurtsuzluk hali gibi değil; ait olacağı yeri kendisinin kuracağını bilmenin göçebeliği. Bu dünyada olma halini kabul etmemekle başlayan bir göçebelik, kendi dünyasını arayıp kurarken, kendisini de kuracağı bir göçebelik.

Göçebe bir ruh; sılası olmayan bir gurbet hali. Sılasını geride bırakan değil, hiç yaşanılmamış bir sılaya doğru yolculuktur. Yurdundan uzaklaşan değil, yurduna doğru; bir yurt kurmaya doğru. Çünkü yolculuk yolcuyu yol boyunca yeniden doğuran ana rahmi gibidir biraz da. Herkes yola çıkabilir de, herkes yolcu olamaz ya işte bu yüzden böyledir. Böylece göçebe o güvenli ve güvenlikli yollara hiç girmez bile. Onun yolu, ilkin yoldan çıkmakla başlar. Yoldan çıkıp patikalara yönelmektir asıl yolculuk. Şehrin sokaklarından başlayıp kırlardan, dağlardan geçerek ve ırmak boylarınca, salkım söğütlerin gölgelerinde soluklanarak ve dallardan sızan güneş ışıklarında yıkanarak bir macera olarak başlanan yolculuk. Gitmek her insana mahsus bir duygu ama bu aynı zamanda mizaçlara göre özelleşmek suretiyle insanın amaçlarını, inançlarını ya da inançsızlıklarını da açık eden bir duygu. Yani herkes gitmekle maluldür ancak birileri şu ya da bu nedene bağlı olarak gitme biçimini kendi kimliği haline getirebilir. Diğer bir söyleyişle, herkes yolcudur ancak müminler O’nun yolcusudur.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.