VAZGEÇMEK İYİDİR

Vazgeçmek iyidir, vazgeçmek kurtuluştur çoğu zaman. Fakat bilirim yol yapmanın ne kadar da zor olduğunu. Yürünecek kadar cazip ve yürünecek kadar geniş yol yapmanın sabır gerektirdiğini…

Her yolcu aynı zamanda bir yol yapıcı olmalıdır. Yollar gitmek için değil, kalmak için tasarlanmalıdır. Orada insan kaybolmamalı, aradığını bulmalıdır. Yol size yitmeyi ve kaybetmeyi öğretiyorsa ne yapacaksın ki…   Bilirim yollar sorgulanmaz, yolcular sorgulanır, yollar yerinde durur, yolcular giderler, Bazı gidişler insanı yoldan çıkarır, bazı gidişler de insana yeni bir yol olur. Varsa insanın nasibi yoldan yola düşer. Ufukta beliren yolun şimdi tam başındayım ve ilk adımı yerde… Yazmak her zaman yaşamak anlamına gelmiyor. Yazmak yaşamayı derinleştirmiyor ise yolu daha aydınlık ve daha geniş hale getirmiyorsa, hem siz hem de yol arkadaşlarınız yoruluyorlarsa, durmak, susmak, yazmamak, yürümemek daha iyidir.

YOL AŞINDIRMAMALI

Yol almak için yol vermek gerekir. Yolcular yorulsa da yollar devam ediyor. İnsan aşınsa da yolu aşındırmamalı, vicdanı buna direnmeli. Zordur yolun bittiğini ilan etmek… Belki de biten yol değil insandır. Her zaman zordur yola dayanmak… Durumu idrak etmek için yavaşlamak ve düşünmek gerek… Bu yol dışarıda değil içeride, insanın içinde, derinliklerinde… Gözle gözükmez, söze gelmez, sadece hissedilir… Bir yol varsa hakikate varan, bir yolcu lazım kendini arayan. Bir hancı varsa yolcuları ağırlayan, bir aşk lazım yola koyduran. Yolcu yolsuz olmaz, gönül ehli yolda kalmaz. Aşk olmadan yol alınmaz. / Ömer Hayyam

Varoluşta tüm yollar bir’dir. Her varlık kendi hakikatini keşfetmek için bir’e doğru yola çıkar. Evrende olan varlık sayısınca yol vardır… Her yol üzerinde yürüyen yolcuya göredir ve özeldir…

Nasıl ki evrende her şey birbirinden ayrı, eşsiz ve benzersiz güzellikte yaratılmışsa yollarda benzersizdir. Hiçbir yol diğerine göre uzun ya da kısa değildir yalnızca yüreğindeki samimiyetindir, yolculuğun sürecini hızlandıran. O halde hiçbir yolu küçümseme… Üstadın da dediği gibi , “hangi yolda yürüdüğün değil; yolunda ne kadar samimi olduğundur önemli olan. Tüm arayışlar önce dışarıda başlar. Yaşam boyunca yaptığın bütün yolculukların sana bir tek şeyi işaret eder; kendini… Aradığını yola ilk çıktığın yerde “kendinde” bulacaksın…

HER ŞEY KENDİ ÖZÜNDE

Her şeyin kendi özünde var olduğunun farkına varıncaya kadar yolculuklar ve dışsal arayışların devam edecek. Aradığının aslında “arayan” olduğunu, dışarıda arayacak bir şey olmadığını fark ettiğinde tüm çabaların son bulacak öz’e yani içe döneceksin. Öz’e bir kez ulaştığında ise dışarıdan öğrenilecek hiçbir şey olmadığını her şeyin zaten kendi içinde olduğunu göreceksin. Yaşam, dışa dönük olduğunda değil; içe dönük olduğun da derinleşir. Bakmayı bilirsen hiç dışarı çıkmadan bütün evreni yüreğinde görebilirsin. Bu özün gözüyle görmektir. Kendisine bir yol seçmeyen yolsuzdur. Böyle bir kimsenin yapıp ettiklerine de yolsuzluk denir. Yol olmadan, yolcudan bahsedilemez. Üzerinde gidilsin diye vardır yol! Yola çıkmayanı, yolda durmayanı, yolda hazır olmayanı, gitmek istemeyeni, yol bir yere götüremez. Sayısı pek çok. Eğrisi var, doğrusu var. Sarp yol, toprak yol, patika yol var. Uzun yol var, kısa yol var…

Ancak iki noktayı birleştiren en kısa yola “doğru” deniyor. Yani bir de doğru yol var. Matematiksel olarak kısa oluşu doğru olduğunu, doğru olduğu da kısalığını gösteriyor. Yeter ki yürüyen “doğru” olsun. Sarhoşlar, yere tebeşirle çizilen bir çizginin üzerinde yürüyemiyor. Yürüyen eğri olursa doğru yol ne yapsın? (Seyr ve sülûk) Başlamayan yolculuk bitmez. “Bir gün giderim!” demekle olmaz. “Yola çıkın!” deniyor, çıkılacak. Yola çıkılırsa sâlik olunacak. Çıkılmazsa, yalnızca intisâb etmiş birisi.. İmam-ı Rabbani, Hâce ’ye soruyor: “Çok kimse geliyor, tarikat öğretilmesini istiyor.

MİSAFİRİN YOLU

Bunlar, haram lokma yiyen kimselerden. Üzerlerine gidilse, istekleri gevşek olduğundan büsbütün bırakıp gidecekler. Birçokları da yalnızca bu şerefli zincire halka olmak istiyor, zikir öğretilmesini istemiyorlar. Bu kadarcık bağlanmaları caiz midir? Hâce Ubeydullâh Ahrâr (k.s) buyurur ki: ‘’Birçok dilekler vardır ki yola çıkmadan (zikirsiz) ele geçmez.” Sâlik… Giden demek. Giren demek. Misafir demek. Yola çıkmaya karar veren kişi, yola çıkmış gidiyor. Seyr-u sülûk, tasavvuf yolunda gitmek demek. İşte burada da amel, imanın “aktif” yani hareket halinde olmasıdır. İman tahakkuk etmezse harekete geçmek (amel) gerçekleşmez. Yani yola çıkılmaz, yolculuk bir türlü başlamaz. Yolcu, yolu düşünmelidir. Misafirin aklı yolda olmalıdır. Oturup kalmamalıdır. İbn-i Arabi der ki: “Yol, hakikatin kendisidir.” Yolculuk, yolcunun yol üzerindeki iş ve eylemidir. Yolun üzerinde bulunmak ve yürümek önemli… Hedefe doğru yürürken hesapta olmayan engeller çıkabilir, yorgunluk ve hastalık oluşabilir. Yolcu tökezleyip düşebilir, ümitsizlik baş gösterebilir. Yolcu hedefine ulaşamasa ve yolculuk esnasında ölse bile, hicret niyeti onun kurtuluşuna vesile olur.

YOLCULUK!

Yolculuk mutluluktur. Öyleyse mutluluk yolun kendisidir. Bu yolculuk tasavvufta, masiva’dan Allah’a hicret etmektir. (Masiva; Allah’tan başka her şey). Tasavvufî yürüyüşte bazen; akıllı ”biraz düşüneyim” derken, aşk delisinin sıçrayıp karşıya geçtiği olur. Çünkü işleyen yasa, hukukun determinizasyonu değil, hakikatin kuantumudur. Rutin hareketler ve tempolu bir yürüyüş stili. Belirlenen dinlenme noktalarına kadar disiplini bozmadan devam etmek gerekiyor.

Yürümek, iki ayağın ileri doğru sürekli olarak art arda adım atması demek. Yapılan hareket hep aynı ama! Tekerlek sürekli olarak kendi etrafında dönüyor. Ancak yol ile temas halinde bulunduğundan araç bir yerden başka bir yere doğru gidiyor, gideceğimiz yere doğru. Demirci, sürekli olarak elindeki çekici çeliğin üzerine vuruyor. Hareketler hep aynı ama biraz sonra ortaya güzel bir kılıç çıkıveriyor. Tasavvuf yolcusunun Zikrullah ile yaptığı da aynı şeydir. Zikrullah ile “Allah, Allah” diyerek Allah’a yürünüyor. Kılavuz isen Yolda yolcu için Her türlü önlem alınabilir. Ancak yolculuk önemliyse, yük değerliyse, yolcu kıymetliyse, yolun kontrolünün tam sağlanması gerekir. Son düzlüğe girilinceye veya ‘’Artık sen kendin gidebilirsin!’’ deninceye kadar o daima olacak. Yolculuktaki sıkıntılar onunla aşılacak. İtirazsız, tartışmasız ve baş yatkınlığı ile.

Bilinir ki yolda can şenliği iyidir. Yolculukta yoldaş lazım. ’’Aynı yolun yolcusu…’’ derler kafadarlar için. Yoldaş ile yolun yükü hafifler, sıkıntılar paylaşılır, nimetler bölüşülür. Yoldaş ile yolda tutunmak, yola alışmak mümkün olur. Yolculuğun direnç ve istek onunla sağlanır. ‘Yolculuk nasıl geçti anlamadık.’’ derler ya! Yoldaş ile yol kısalır, tatlanır. Rehber ile yol güvenli, yoldaş ile yol neşelidir. Daha ne olsun! Bu arada yol arkadaşını özenle seçmek lazım. Yoksa yolculuk zehir olur. Mola, tasavvufta müridin yaşadığı bir takım haller nedeniyle hareketin kesilmesidir. Bu kabz durumuna bazen “sekr” (manevi sarhoşluk) eklenir. Bir zaman için görevler yapılamaz olur. Bir süre için…

Yolda tükenmek… Hedefe bir an önce ulaşmak için, yolun bir an önce bitmesi gayreti ile yolcunun aralıksız ve molasız seyri. Hızlı giden çabuk yorulur, tıkanır. Velhasıl yoldan kalınır, daha gidilemez… Yol terkedilir!

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.