Sohbet Narsizmi Kınar

Sohbet ancak diğergamlığı yücelten, narsisisizmi kınayan bir kültürde zemin bulabilir. Çünkü o, konuşmanın yanı sıra susmayı da gerektirir. Karşılıklı konuşma ya da sohbet bana ve ona bir ‘evindelik duygusu’ verir. Ötekini kendi kalbime buyur etmek beni rahatlatır. insan insanın aynasıdır. Kendimi bir başkasıyla kurduğum ilişkide görürüm. Hayatın kökten yalnızlığına karşı durmak için ötekiyle aramda manalı bir ilişki kurmak isterim. Ona ruhumu açmak ve onun tarafından anlaşılmak, hatta özümsenmek isterim. Kim olduğumu, dünyadaki yerimi biraz da ona bakarak yordamaya çalışırım. Bunun için de dile müracaat ederim. Dil, aramızı bulur ya da bizi birbirimize düşman kılar. Oysa dil bana doğuştan verili değildir, onu hayatın ilk yıllarında edinirim. Peki, dille tanışmadan önce bir düşünce dünyam yok muydu?

 Dilin Söylemle İlişkisi

Lacan’ a göre dil, bizi gerçek olana, hakikate, ilksel tecrübeye yabancılaştırır. Bilinçli varlığımız ile bastırılmış bilinç dışına itilmiş varlığımız arasına bir perde gerer. Dille birlikte kendimiz hakkında edindiğimiz bilgi değişime uğrar ve ötekinin söylemine ayarlanır. Yani, insanoğlunun dilden önce bir düşünce ve ruh dünyası vardır ve bu dünya, dil marifetiyle köklü bir dönüşüm geçirir. Yazı ne kadar yalnızlaştırıcı ve yanıltıcı ise, söz o kadar toplayıcı ve birleştiricidir.

Sözlü kültür geleneğinden gelen toplumlar sadakat ve adanmışlığı erdem sayarlar. Söz, kalpten kalbe çarparak büyür, gücünü etkileşimden ve hemhal oluştan alır. Karşılıklı konuşma ya da sohbet bana ve ona bir evindelik duygusu verir. Ötekini kendi kalbime buyur etmek beni rahatlatır. O bana misafir olup beni zenginleştirirken, ben de onun misafiri olurum. Ona bir şeyler ekleyerek, onun bir parçası olarak bu konuşmadan ayrılırım.

Daha önce bu dünyada birbirimiz için bir anlam ifade etmeyen varlıklarımız, artık birbirimizden izler taşır. Kendimizi artık o izle birlikte tanımlar ve dünya serüveninde yalnız olmadığımızı, hayat hikayemizin bir başkasının hayat hikayesiyle buluştuğunu ayrımsarız. Dille karşılaştıktan sonra bebeğin bilme biçiminin dönüşüme uğraması gibi, biz de dil marifetiyle öteki insana ulaştığımızda, iç dünyamız farklı bir yörüngeye oturur.

Sohbet, bu anlamıyla, yaşadığımız ülkenin kültür ve tarihinin diri tutulması demektir. Benzer bir şekilde, o kültür ve tarih de sohbet yoluyla bizi diri tutar. Modernitenin yalnızlaştırıcı tecrübesine, şehir insanının bir yaşayan ölüye dönüşmesine, ilişkisizliğe panzehir olarak sohbet, kırılan kolumu kanadımı iyileştirir ve bana direnme gücü verir. Sohbet ancak diğergamlığı yücelten, narsisisizmi kınayan bir kültürde zemin bulabilir. Çünkü o, konuşmanın yanı sıra susmayı da gerektirir. Susma, yani karşıdakilerin sözlerine kalbini açma; Susma, yani muhatabını dinleme, geri plana düşme, onu anlama ve onunla hemhal olma cehdi ister sohbet. Kendi benliğinin uğultusu dışındaki tüm seslere kulak tıkayanların, sohbet meclisinde yerleri yoktur. Netice itibarıyla, sohbet bir ortak dil arayışıdır ve ona verilen gönül emeği sonunda kullanılan dili de zenginleştirir, renklendirir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.