Yakın dönem Türk siyaseti kırılmaları ve dönüm noktalarıyla, derinlikleri ve nüfuz ettikleriyle detaylıca ele alınması, anlaşılması ve tartışılması gereken birçok konuyu içinde barındırıyor. Siyasetin mutfağında biri olarak özellikle 80 sonrası dönemden günümüze kadar yaşanan tüm süreçlerin bizzat içerisinde bulundum. Siyasetin mutfağı da tıpkı bir restoranın mutfağı gibidir o en güzel yemeğe ulaşmadan önce aşçılarını ve yardımcılarını iyi belirlemiş işinin ehli bir mutfak Şefinin; en taze sebzeleri seçtiği, etin veyahut tavuğun lezzetlisini bulduğu, yağından tuzuna malzemelerin en kalitelisini tespit ettiği bir süreç başlar mutfakta. Daha sonra ürünlerin nasıl doğranacağından, ne şartlarda muhafaza edileceğine, nasıl kesilip neyle pişirileceğinden, tabakta ne kadar bir porsiyonla nasıl dizayn edileceğine karar verme süreçleri de tamamlanıp çıkan yemekleri müşteriye garsonlar sunum yapar. Bu örnekten yola çıkarak siyasetin mutfağını tanımlayacak olursak o mutfakta çıkan yemek siyasetin gündemi veyahut politikası, günün sonunda karnını doyuracak olanda halktır. İşte tam bu süreçleri düşünüp gözümüzde bir canlandırdığımızda mutfakla halkın arasında bu sunumu gerçekleştiren siyasetçilerimizi ele almak istiyorum bu yazıda çünkü ne kadar şık bir restorana, ne kadar iyi aşçılara, ne kadar maharetli bir şefe de sahip olsanız yemeği müşteriyle buluşturan kişi o restoranın en önemli unsurudur.

80 sonrası dönemde ülkemizde ki siyasi hareketlilik ve sürekli değişen tercihlerle birçok farklı lideri gördük sahnede halka sunum yaparken. 80 öncesi süreçte çok kavgalar görmüş ve acıyla yoğrulmuş memleketin 80 sonrası günleri yaşarken rahatsız olduğu, bizimde düzeltmeye çalıştığımız şeylerin  başında geliyordu ÜSLUP konusu. Nezaket, ahlak, vicdan, zarafet kesinlikle bir liderde bulunması gereken en elzem karakteristik özelliklerdendir. Geçmişte sağ veya sol siyasetin içerisinde kendisine lider olarak yer bulabilmiş isimlere baktığımız zaman sahip oldukları; akademik arka plan, siyasi nezaket, ahlaki ve vicdani yönleri ve zariflikleriyle çok farklı bir konumdalarmış. Süreci en içinde yaşayanlardan biri olarak o dönemlerden hatırladığım ve şimdi geçmişe dönüp bakınca karşıma çıkan söylem ve çıkışları bugünle kıyaslamak dahi istemiyorum. Bana 90larda siyasi üslupla ilgili bir soru sorduklarında ciddi ve yapıcı eleştirilerimi açıklıyor, yanlışları ve doğruları anlatıyordum. Bugünlerde ise üslup sorularına verdiğim ilk cevap “eski liderler nur-nimetti” oluyor.

Eskiden bir devlet adabı vardı. Yüksek bürokrasi mensupları, vekiller, siyasi parti yöneticileri giyim kuşamlarına, söylem ve eylemlerine sürekli dikkat eder halkın karşısında olduklarını asla unutmaz ve onları omuzlarında taşıyarak bulundukları yere getiren halka saygıda kusur etmemeye özen gösterirlerdi. Liderler birbirleriyle tartışırken seviyesizleşmez, halkı azarlamaz, kavgacı bir tutumla bağırış çağırış etmezlerdi. Elbette bürokrasinin ve siyasetin içinde ülkemizin her kesiminden, tüm doğallığı ile memlekete kendince bir şeyler katmaya çalışan kişiler olmuştu. Fakat herkes Ankara’da devlet adabına ayak uydurur ve birbirine saygı duyarak iletişim kurardı.  Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda bir devlet büyüğü veyahut siyasi bir aktör gaf yapsa, ağzından argo bir kelime çıksa günlerce konuşulur, ayıplanır, üzerine tartışılırdı. Bazı siyasi konularda bedeller ödenirken de, atılımlar yapılırken de, hak aranırken ve hak iddia edilirken de halkın karşına çıkanlar mutlaka üsluplarına dikkat ederlerdi.

Çiller’in Demirel’in mitinglerini, Özal’ın Ecevit’in röportajlarını, Erbakan’ın İnönü’nün sohbetlerini bir hatırlayalım. Televizyonlarda liderlerin sırasıyla fikirlerini, projelerini anlattığı birbirlerinin yüzüne bakarak siyaset yaptıkları dönemleri bir hatırlayalım. Bugün maruz kaldığımız nezaketsiz ve ayrıştırıcı üslup ile karşılaştırdığımız zaman dünden bugüne ne kadar acı bir hale gelmişiz.

M. SALİH KADIOĞLU

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.