Rüya görmek, rüya yoluyla bilgi almak ya da Allah Resulü ve diğer Allah dostlarına mülaki olmak, sufiler için bir mazhariyet sayılmıştır. Rüya kadar rüyanın yorumu da önem arz eder. Yorum için te’vîl ve ta’bîr kelimeleri kullanılır. Te’vîl Arapça’da “dönmek” anlamına “evl” kökünden; “ta’bîr” “geçmek” anlamına gelen “ubûr” kökünden alınmıştır. Görülen rüyanın aslına döndürülmesi te’vîl, rüyanın zahirinden batınına geçmek tabirdir.

Rüyaların Temeli

1-Hadis rüya görmenin zamanı ile ilgilidir. Allah Resulü buyurur: Rüyaların en sadığı, seher vaktinde görülenidir. Seher, gecenin son, gündüzün ön vaktidir. Gece, gayb ve zulmet mazharı; gündüz keşf ve aydınlık zamanıdır. Seher keşf ve aydınlığın başlangıcı olduğundan seher vaktinde görülen rüyanın, tahakkuk ve zuhuru yakın demektir. Şekillerle sembolize edilen rüyanın hakikati, his alemi denilen bu alemde zuhuru ile tamamlanarak meyvesini vermiş olur.

2- İkinci Hadis Rüyada Rabbın görülmesiyle ilgili rivayetlerdir. Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurur: “Rabbimi en güzel sûrette gördüm. Bana: «Yâ Muhammed!» dedi. Ben de: «Buyur yâ Rabbi!» dedim. Buyurdu ki: «Mele-i a‘lanın hangi konuda çekiştiğini bilir misin?» Ben de;”Bilmem” dedim. Allah-u Teala iki elini iki omuzum arasına koydu da ben O’nun ellerinin serinliğini göğüslerimde hissettim.

Bir başka rivayette şöyle buyurmuştur: “İki elini sırtıma koydu. Göklerde ve yerde, ya da doğu ile batı arasında bulunanların ilmini bildim. Allah Teâlâ sordu: «Mele-i a‘lânın hangi konuda çekiştiğini bilir misin?» Dedim ki: «–Evet keffaretler, dereceler, adımları cemaate yöneltme, abdestte parmak aralarına suyu ulaştırmak için hilâlleme ve namazdan sonra diğer namaz için bekleme konularında çekişir/yarışırlar. Her kim bu konulara dikkat ederse hayır üzere yaşar ve hayır üzere ölür. Anasından doğduğu gündeki gibi günahsız olur.» Allah Teâlâ buyurdu: «Yâ Muhammed!» Allah Resulü de: «–Buyur, emret yâ Rabbi» diye karşılık verdi. Allah Teâlâ devamla buyurdu ki: “–Namazı kıldığın zaman şöyle duâ et! Allah’ım, Sen’den bana hayır işletmeni, münker/kötü şeyleri terk etmeyi ve yoksulları sevmeyi nasîb etmeni isterim. Kullarına bir fitne/imtihan murad ettiğin zaman, beni fitneye düçar olmaktan korumanı dilerim.”

“Dün gece rüyamda Rabbimi genç bir delikanlı suretinde gördüm. Altından yapılmış bir koltuk üzerinde oturuyordu. Başında altından bir tâç, iki ayağında altından nalinler vardı. Hemen peşinden gelen kısım ise yukarıdaki temel kaynaklarla aynıdır.

İrfani geleneğe mensup Konevî bu hadisin yorumunda vahdet-i vücûd düşüncesinin varlığı izah için kullandığı meratib-i vücûd denilen varoluş düşüncesiyle açıklar. Hazarât-ı hams denilen bu beş mertebeyi mücerredden müşahhasa; yukarıdan aşağı doğru şöyle sıralar:

1-Gayb âlemi,2-Ruhlar âlemi,3-İnsân-ı kâmil âlemi,4-Hayâl âlemi/misâl âlemi,5-Şehâdet âlemi oluşturur. Gayb âlemi, isim, sıfat ve mücerred manaları kapsayan Hakk’ın ilminin ihata ettiği âlemdir. Bu âlemin en aşağısında his âlemi denilen, şehadet âlemi vardır. Gayb ile şehâdetin tam orta noktasında, vasat âlem de denilen insân-ı kâmil âlemi vardır. Orta âlem/insân-ı kâmil ile gayb âlemi arasında, gayb âlemine nispeti daha güçlü olan ruhlar âlemi yer almaktadır. Yine vasat/orta âlem ile şehadet/his âlemi arasında hayâl âlemi denilen bir âlem daha vardır ki; bu âlemin şehadet âlemine nispeti daha güçlüdür. Hakk’a nisbet edilen meratib-i vücûd tahsis ve iştirak yoluyla bu beş mertebeye tâbîdir.

Konevî bu hadisin yorumunu, âdemoğlunun Hakk’ın suretinde yaratılmış olmasıyla irtibatlandırır. İnsan hakikatinin vücûd ve imkân itibariyle bu hadisle irtibatı bulunduğuna; vücûbun Hakk’a imkânın da Âdem’e nispetine dikkat çeker.

Konevî şeytanın rüyada insanlara Hz. Peygamber suretinde zuhur edemediği hâlde, nasıl olup da her şeyden daha yüce olan Hak suretinde görünüp hitâb edebildiğini; insanların da Hakk’ı gördüklerini, hitabını duyduklarını sandıklarını sorar ve ardından şöyle cevap verir:

A- Her akıllı kimse bilir ki Hakk’ın -Peygamber’in aksine- şeytan ile benzerliğe sebep olabilecek muayyen bir sûreti yoktur. Peygamber’in ise belirli bir sûreti vardır.

B– Hak hikmeti gereği dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Dolayısıyla şeytanın rüyada Hakk suretinde görülmesinin bir izahı vardır. Zaten uyku âlemi, berzah âlemidir. Mücerred hakikatleri temsil için rüyada görünen suretler onların mazharı ve perdesidir.

3– Üçüncü Hadîs Rüyada Nebî (s.a.v.)’ı görmekle ilgilidir. O buyurur ki: “Rüyasında beni gören, gerçekte görmüş gibidir. Çünkü şeytan benim suretime giremez.” Farklı bir başka rivayette ise: “Beni gören hakkı/gerçeği görmüş gibi olur. Çünkü şeytan benim gibi temessül edemez/görünemez” buyrulur.

Konevî ’ye göre Hz. Peygamber’i rüyada görmenin ölçüsü, onu sahih nakille sabit olan hilyesine benzer bir şekilde görmektir. Birileri Hz. Peygamber’i yaşadığı sıradaki suretine muhalif bir şekilde meselâ; uzun boylu ya da çok kısa, kumral veya yaşlı, fazla esmer görse; gerçekte Hz. Peygamber’i görmüş olmaz. Rüyayı gören kimsenin Hz. Peygamber’i gördüğüne kesin sûrette kani olması yeterli delil değildir.

Konevî rüyada görülen Hz. Peygamber suretinin, İslâmî hükümlerden birinin sıfatı, ya da şeriatın sûreti olduğunu belirtir. Bunun böyle olduğunu o, gerek kendisinde, gerekse pek çok insanda tecrübe ettiğini; şeyhlerinden bunu teyit eden farklı rivayetler duyduğunu kaydeder. Nitekim kendisi Bağdat’ın Moğollar tarafından alındığı gece, sabah uykusunda şöyle bir rüya gördüğünü anlatır:

Hz. Peygamber (s.a.v.) kefenlenmiş ve tabuta konmuştu. Bazı insanlar onun tabutunu bağlıyorlardı. Başı açıktı, saçları nerede ise yere değecekti. Onlara dedim ki: “Ne yapıyorsunuz?” Dediler ki: “O öldü, defnetmek istiyoruz.” Kalbime onun ölmediği duygusu düştü. Dedim ki: “Ben onun yüzünü ölü yüzü gibi görmüyorum. Durum aydınlığa kavuşuncaya kadar sabredin.” Yüzüne yaklaştım, hafifçe nefes aldığını gördüm. Bağırarak onları yapmaya çalıştıkları işten men ‘ettim. Büyük bir korku ile uyandım. Daha önceki tecrübelerim sâyesinde rüyanın anlamını bildim. Bu İslâm âleminde meydana gelen büyük bir olayın/felâketin sembolüydü. Moğolların Bağdat’a ulaştıkları haberini duyunca içime Bağdat’ın alındığı korkusu düştü. Tarihi yazdım. Olaya Şâhid olmuş, pek çok ehl-i haber/uzman, Bağdat’ın aynı gün alındığını haber verdi. Rüya benim yorumladığım şekilde gerçekleşmiş oldu. Konevî birden fazla kere Hz. Peygamber’i rüyasında aslî suretinde gördüğünü; Peygamber’in rüyada haber verdiği şeylerin değişmeden apaçık bir nas gibi gerçekleştiğini belirtir; hatta Hz. Peygamber’den rivayetlerde bulunduğunu nakleder.

Misâl âlemi ve özellikleri sâyesinde ruhlar, misali mazharlarıyla cesede bürünürler. Nitekim şu ayet ve hadislerde temessül konusuna işâret edilir:

“Ona düzgün bir insan suretinde temessül etti.” Meryem, 19/17.

“Melek bana bazen insan suretinde temessül eder. Buhari, Bed’ü’l-vahy, 2.

“Cennet ve cehennem bana biraz önce şu duvarda arz edildi.” Buhari, Fiten, 15; Deavat, 34; Müslim, Fazâil, 137; İbn Hanbel, III, 177, 218, 254.

“Ona malı zehirli bir yılan olarak temessül eder.” Buhari, Zekât, 3; Tefsir, 3, 14; İbn Mâce, Zekât, 2; Muvattâ, Zekât, 22; İbn Hanbel, II, 355.

“Bu mallar onun için (zekât vermeyen) bir yılan olur.” Buhari, Rika, 51; İbn Hanbel, I, 460.

Âlemin bir nüshası olması itibariyle, insandaki hayal gücünün mutlak misâl âlemine nispeti, cüz’ün külle, nehrin kollarının, nehre nispeti gibidir. Nitekim nehre akan kol ona bitişik olduğu gibi, insanın hayal âlemi de âlem-i misale bitişiktir. İnsanlar bu konuda iki gruptur:

a- İnsanların çoğu bu irtibatı bilmez, farkında olmaz ve bunu araştırmaz.

b- İkinci grup azınlıktır. Bu irtibatı bilir, araştırır ve ona ilgi duyarlar.

Rüya görenle görülen arasında hâl, sıfat, fiil, mertebe ve zât itibariyle sabit bir münasebetin misalidir. Bâtın isminin hükümlerinden biriyle mukayyet olan hayal, mutlak misâl âleminde ilmin gücüne göre temessül eder. Burada her mukayyet hayal, musavvere gücüne, idrak hâlinin durumuna ve o sırada kendisine gelen özelliklere göre bir cesede bürünür.

Konevî, üstadı İbn Arabî’nin nebilerden, velilerden ve diğer geçmişlerden dilediğinin rûhu ile üç tarzda bir araya geldiğini şöyle anlatır:

Dilerse o kişinin ruhaniyeti bu âleme iner, şeyh onu misali sûreti içinde cesede bürünmüş, hiçbir eksikliği olmadan dünya hayatında iken bulunduğu hissî unsuri sûrette idrak ederdi.
Dilerse onu uykuda getirirdi.
Dilerse de şeyh kendi beden kalıbından soyutlanıp nefs mertebesindeki taayyünüyle onunla bir araya gelirdi.

NETÎCE

1- Mübeşşirat denilen sadık rüyalar nübüvvetin kırk altıda biridir.

2- Rüya Kur’an ve sünnetin belli ölçülerde delil saydığı bir vakıadır.

3- Tasavvuf klasiklerinde rüyaya genişçe yer ayrılmış olması tasavvuf muhitlerinin bu konuya ilgilerini gösterir.

4- Rüya konusunu en detaylı biçimde yorumlayanlardan birisi İbn Arabi’dir. İbn Arabi rüyayı varlık düşüncesi içinde yer verdiği hayal alemi çerçevesinde değerlendirmektedir.

5- Konevi, hocasının yolunu izleyerek rüyayı meratib-i vücûd içinde hayal alemine rabt ederek algılamakta ve yorumlamaktadır.

6- Konevi ‘nin rüyaları, semboller şeklinde algılayıp değerlendirmesi özellikle Allah ve Resulü’nün rüyada görülme konusu, engin yorumlara vesile olmaktadır.

7- Konevi ‘nin Hz. Peygamber’in rüyada görülmesi meselesini, sahih rivayetlerle gelen hilye ve şemail ile sınırlandırması hadisin daha kolay anlaşılmasını sağlamaktadır.

8- İbn Arabi, Konevî ve Bursevi gibi bazı sufiler, hadis rivayetleri noktasında sübjektif bir yöntem geliştirerek doğrudan fem-i Muhsin-i Nebevi’den hadis alınabileceğini ve ilk ikisi kendilerinin de bizzat bu yolla hadis aldıklarını ifade etmişlerdir.

9- Konevi, meratib-i vücûd ile ifade ettiği varlık ve rüya konusunu yorumlarken alemlerdeki seyahatine de atıflarda bulunmaktadır.

10- Konevi, üstadı İbn Arabi’nin hayatta olmayan şahsiyetlerle rüya yoluyla ya da misali suretleriyle görüştüğünü naklederek bu konuda farklı bir yaklaşım sergilemektedir.

11- Rüya genel kabule göre mutlak bilgi kaynağı değildir. Belli şartlarda ve belli yorumlarıyla bilgi kaynağı olabilir. Özellikle zikr-i esma ile seyr u süluku öngören tarikatlarda rüya çok önemlidir. Salikin manevi yükselişi, göreceği rüyalarla takib edilir. Ancak rüyaların mürşid tarafından yorumlanması gerekir. Halvetilik ve Kadirilik bu türdendir.

12- Bazı tarikatlarda ise “rüyayı bırak rü’yete bak” anlayışıyla, rüya esbab-ı ilimden olmadığı gibi üzerinde çokça durulması gereken bir husus da değildir. Melamilik ve Nakşibendilik bu türdendir. Hatta bazıları rüyaya “uyku pisliği” derler.

13- Rüyaların genellikle yorumlandığı şekilde zuhur ettiğine inanılır. Bu yüzden gerekli donanımı olmayan insanların rüya yorumlamaması gerekir.

14- Modern psikolojinin önemli temsilcilerinden sayılan Freud’un psikanaliz yönteminde, rüyanın insanın şahsiyet ve karakteri, yönelişi ile irtibatına dikkat çekilmektedir. Aslında bu modern yöntemler, insan karakterini rüya merkezli yorumlayan birimler haline gelmiştir. Konevi ise ilgilenenlere yeni bir yorum alanı açarak kişilerin mizaç özelliklerinin, içinde bulundukları mekanın, zamanın ve duyguların rüyaya tesir ettiğini söyler. Böylece o Freud’dan önce bu düşünceleri serd etmiştir. Ancak rüyayı herkes için değil liyakatli insanlar için delil olarak görmüştür.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.