Post-modern bir bireyin yaşamının, sahip olma hırsının temel boşluğu ve problemi olarak gözlemlemekteyim. Daha bireysel ve daha açgözlü ne kadar çok “şey”i olursa o kadar mutlu olacağını sanan toplumlar inşa edilmekte. Bütün hayatını, daha fazlasına sahip olma hırsı ve varlığı kendinden az olanlardan da kendisi gibi olacakları korkusuyla geçiren bireyler çoğalmakta. Voltaire’in “Gerçek ihtiyaçlar olmadan gerçek hazlar olmaz.” cümlesinden hareketle, ihtiyacımız olmadan kazandığımız şetleri sadece tüketebileceğimizi oysa asıl olanın tükenmeden hazlar, yani gerçek olmadığını zaman lükse giren ihtiyaçları ile insanlar toplumda kendilerine prestij belirlemiş olduklarını sanmaktadırlar. Tüketime bu denli kapılmış insanlar kendini toplumda ayırt ettiğini düşünerek aslında farkında olmadan tüketim toplumu ile bütünleşir. Tüketmek artık onun için bir tür zorunluluk olmuştur. İnsani ilişkilerden kendini uzaklaştıran bu tutum onu metalara, madde’ye itmektedir.

“Artık geçerli ahlak, tüketim etkinliğinin ta kendisidir.”

Bunun günümüz kapitalist toplumun var ettiği bir tür sınıfsal ve siyasal problem olanak görmekteyim. Kapitalist üretim tarzı içinde yapılan üretimin sonucunda ortaya koyulan ürünün, kapitalist piyasa içinde dolaşıma girmesiyle birlikte ortaya çıkan ve ürünün kullanım değeri üzerinde değişim değerinin(paranın) egemen olması, insanın kendi yarattığı ürüne, kendisine ve diğer insanlara yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Bunun post-modern bireyin davranışları üzerinde, tükettikleri nesnelerin kimliğini çıplak, huzursuz ruhlarını örtecek giysi gibi kullanmalarına, böylece kendilerinde var olmayana nesneler üzerinden ulaşmaya çalışmalarına yol açmaktadır. Söz gelimi üzerindeki giysinin, cep telefonunun markası, evinin muhiti, bunları kullanana kendiliğinden bir anlam yüklemekte, bireylere sosyal ilişkilerinde kendisini daha değerli hissettirdiğini zannettirmektedir.

“Fetişizm sosyal ilişkiler içinde, sosyal fenomenin sosyal olmadığı doğal olduğu mantığıdır. İnsanlar var olan toplumun işleyişine müdahale edilmeyeceğini düşünürler. Toplumun artık değiştirilemeyeceği kabul edilir ve sömürü mekanizmasının doğal olduğuna inanılır. İnsan pasifleştirilmiştir; çünkü toplumun işleyişine ayak uydurmak zorundadır, onu değiştirmemelidir; ya da değiştirilemez inancı hakimdir.” –Karl Marks

Fetişizmin Marks’taki bu özgün halinden yola çıkarak günümüz toplumuna baktığımızda ne kadar fetişist düşünceler yumağında hareket edildiğini bariz görebiliriz. Buna örnek olarak da Marka tutkunluğunu verebiliriz. Kısaca Tüketirken tükenmek ve bunun insan üzerinde bıraktığı sahte mutluluk izi modern insanın en büyük problemi ve boşluğu olarak kalacaktır.

Fikelam – Köşe Yazıları

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.