Dünyada ölümden başkası yalandır ve zamanda tenezzüh kolay bir mesele değildir. Maziyi hatırlamak, maziyle birlikte yaşamak, insanı var olduguna, bu dünyadaki varlığının sahici bir şey olduğuna ikna eder. Zaman algısı çoğu zaman gerçeklikle bir karşılaşma anlamına gelir; gerçeklikle ve onun sınırlamalarıyla… imdada bellek yetişir, geçmişin bütün hatıraları bir çırpıda bugüne boca eder, dün bir hokus-pokusla bugün oluverir. Zaman sıfıra irca edilmiştir ve dün hala buradadır demek ki ebediyet hala mümkündür. Zamanın akıp gitmesi, ayrılığın yaklaştığını haber verir, o yüzden maziye sığınmak kimileyin mutlak ayrılığa bir teselli arayışından ibarettir. Kimi psikanalistlere göre, takvim zamanı ‘ayrılık anksiyetesinin mutlak bir tecessümdür. Zamanı ayın hareketlerinden ölçenler ebediyet duygusunu kendiliğinden yaşayan insanların takvim zamanı ise ayrık fikrini mücessem hale getirdi ve ağızlarımızın tadını bozdu. Haşim’in eşsiz bir belagatle dile getirdiği gibi, giden saatler ‘hayatı etrafımızda serbest bırakan geniş lakayt dostlardır. Takvim zamanı ‘iletişim çağında giderek daha hızlı akıyor. Bu hızlanmayla birlikte, unutkanlık da yaygınlaşıyor. insan teknolojik araç ve gereçle zamanı hızlandırarak, bir zamansızlık ve ebediyet yanılsaması yaratmak istiyor. Hız, adeta zamanı israf ediyor. Tıp ölüme meydan okuyor, televizyon sürekli değişen imgelerle düşlerimizi tarumar ediyor, bütün bir kozmetik endüstrisi zamanı durdurma sapkınlığından ekmek yiyor.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.