Birçok ölüm ilanı daha fazla yankı getirmiştir eminim.

Ancak Maradona ölümüyle olduğu kadar yaşamıyla da akıllarımıza kazındı.

Aslına bakınca Maradona’yı uzun zaman diliminde incelediğimiz vakit şişirilmiş bir futbol hilesinin kahramanca bir figür olduğunu söyleyebiliriz. Ama hakkını vermek gerekiyor ki yaşamı ve ölümü şişirilmeyi hak ediyor.

“Siyah ya da beyazım. Asla gri olmayacağım” diyen Maradona bütün hayatını bu netlikte yaşadı. Bazen ‘Tanrı’nın Eli’ olurken, bazen uyuşturucu bataklığına saplanan pelerinsiz bir kahramana dönüştü. Bazen karşımıza emperyalizme kafa tutan, eşit ve adil yaşamın yılmaz savunucusu olarak çıktı, bazen evlilik dışı çocuklarını reddeden zalim bir ebeveyn oldu.

Onu İtalyan mafyasıyla kol kola görmek de mümkündü, Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro ile top oynarken de. Sevenleri için olduğu kadar, nefret edenleri için de ikon haline gelmiş ve futbol tarihinin en büyük oyuncusu kabul edilen Arjantinli Maradona, beynindeki pıhtı sorunu nedeniyle geçirdiği ameliyattan iki hafta sonra geçirdiği kalp krizi nedeniyle, sıkı dostu Fidel Castro gibi 25 Kasım’da hayatını kaybetti.

Futbolun Che Guevara’sı olan Maradona, sadece ülkesi Arjantin’in siyasetine odaklanmayan ve dayanışmasını sınırların ötesine taşıyan bir karakterdi. Büyük bir dostluk kurduğu Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro ile aynı gün (25 Kasım 2016) hayatını kaybetmesi ise, kaderin ilginç bir cilvesi oldu.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.