Her kültürün özgünlüğünün, onun varlık yapısından doğan bir zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz. Hayatın maddesi sürekli olarak değişeceğinden, kültürün de bu değişmelerle değişmesi doğaldır. Ancak, kültürün inanç sistemi güçlü olduğu sürece bu değişmeler kültürün üslup bütünlüğünü bozmadan oluşur ve bir yabancılaşmaya yol açmaz. Kültürün yaratıcı dönemlerinde imanın ateşli zamanları – hayatın maddesinin sürekli
değişmesi, kültürel inancın yönlendirme ve denetiminde olur; değişme kolayca özümsenerek üsluba katılır ve gelişme sağlanmış olur. Bu, kültürün sürekli yenilenmesi yani çağdaş kalması demektir. Hayatın maddesinin değişmesi ile – mesela yeni teknik gelişmeler – kültür de bu değişmenin imkan ve icaplarına göre kendini yeniler; işlev ve biçim değişiklikleri yapar ki, çağdaşlık dediğimiz durum budur. Her hangi bir toplumsal kurum veya kuruluşun yeni gelişen teknik imkanlardan yararlanarak ve değişen ihtiyaçları dikkate alarak, kendini işlev ve organizasyon açısından yeniden düzenlemesi, yenilenmedir; çağdaşlaşmadır. Diri, yaratıcı bir kültür, toplumdaki değişmeleri, beliren ihtiyaç ve imkanları gözetleyen ve buna göre kendisini yenileme gücü olan kültürdür. Kültürün hangi alanında olursa olsun, bu tür yenilenmeler, hiçbir sorun çıkarmadan kurumların işleyişini rahatlatır, muhtemel sorunları önler ve aynı zamanda toplumun kültürel, milli inancını pekiştirir; toplumun kendine ve kurumlarına olan inancı güçlenir. Bu gelişmeler, başta da söylediğimiz gibi, kültürün üslubunu da bozmaz; yeni renk ve edalarla onun gelişmesini ve zenginleşmesini sağlar. Devam ederek değişmek yahut değişerek devam etmek dediğimiz süreç böyle işler.

bir diğer,

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.