KUANTUM VE VAHDET SIRRI

Kuantum fiziği, kainat tasavvurunuza etki ettiği kadar, insanlar arası ilişkilerde de yansımalarını bulacak yeni anlayışlara kapı açmaktadır. Parçacık/dalga ikiliği ve doğrusal olmayan geçiş ve sıçramalar, bugüne kadar birbirinden ayrı kabul edilen, zaman ve mekanda ayrı yer tutan şeylerin ve olayların birbirine bağlı olduğunu, birbirini bütünlediğini söylemektedir bize. Bütün bu olay ve şeyler daha geniş bir bütünün çeşidi veçheleri gibidir, bireysel varlıklarının anlamını da o bütünle olan rabıtaları belirlemektedir. Eğer bütün potansiyel şeyler bütün yönlere sınırsızca uzanabiliyorsa, şeylerin arasındaki mesafeden nasıl bahsedilebilir, kim onların ayrı olduğunu söyleyebilir? Kuantum teorisinin bu yaklaşımı Vahdet-i Vücut anlayışına modern zamanlardan bir dipnot olarak okunabilir. Yine kuantum fiziğinin bize kazandırdığı iç görülerden biri, farklı zamanlarda olan iki olayın sanki aynı zamanda oluyormuşcasına birbirini etkileyebildiğidir. Sanki iki olay zamanı aşarak senkronize bir dansa başlamakta ve bütün zaman algımızı altüst etmektedir. Olaylar, şeyler, varlıklar yalnızca yanlarında yörelerinde olan unsurların değil, onlarla eşzamanlı olmayan, farklı konumlarda bulunan unsurların da etkisi altında olabilir. Her şey birbirine bağlıdır; bu, varlığın birliğidir! Burada Schrödinger’in meşhur kedisinden bahsetmenin zamanıdır: Bir laboratuvar kafesine yerleştirilen kediye, yine kafese yerleştirilen radyoaktif materyalle zehir ya da yiyecek verilmiş olur. Radyoaktif materyalden salınan parçacık yukarı giderse bir sistemi çalıştırır ve zehir verilir, aşağı giderse yiyecek. Ancak kafesin içinde neler olup bittiğini, kedinin sağ kalıp kalmadığını bilemeyiz; zira kafesin duvarları saydam değildir. Şimdi klasik bir akıl yürütme bize kedinin ölü ya da diri olduğunu söylerken, kuantum teorisi onun hem ölü hem diri olduğunu bildirmektedir. O bir elektronun aynı anda hem dalga hem de parçacık olabilmesi gibi, hem ölüdür hem de sağdır, üst üste binmiş iki varoluş halindedir. Ancak kafesi açıp bakmamızladır ki, onun ölü ya da diri olduğunu anlarız. Göz, gerçekliği değiştirmiştir. Gerçeklik, biz ona baktığımızda tebellür ermiştir. Schrödinger’in kedisi biz ona baktığımızda ölü bulunmamıştır. Biz ona baktığımız için ölmüştür kedi, gözlem öldürmüştür onu. Belirli bir anda sınırsız, çok ihtimalli bir durum varken, bu tek ve değişmez bir vaziyete indirgenmiştir. Kuantum sistemlerini incelemek onları sıradan nesnelere dönüştürür. Gözlenen kuantum sistemleri radikal bir dönüşüme uğrar. Gerçeklik, biz ona baktığımızda ortaya çıkar. Ama nasıl ortaya çıktığı, ona nereden ve nasıl baktığımızla ilgilidir. İlya Prigogine’den ilhamla söylersek, gerçeklik bir nebzeye kadar bizim inşa ettiğimiz, kendisini ancak bizim aktif katılımımızla ele veren bir şeydir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.