MAĞRA SURESİ

Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim; ta iki denizin birleştiği yere kadar varacağım yahut senelerce yürüyeceğim.” (Kehf: 18/60). Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti. (Kehf: 18/61)(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. (Kehf: 18/62) (Genç adam:) Gördün mü dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.(Kehf: 18/63). Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. (Kehf: 18/64). Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. (Kehf: 18/65). Arayışa çıkan yolcu bazen rüyalara dalmasını da bilmelidir. Yani gerekirse ilahi yardım almak için istihare de yapmalıdır. Burada gördüğü rüyalar onun için gerçek mürşide ulaşmasında ipuçları olacaklardır. Rüyayı gördüğünde bir anlam vermezse de mürşidi gördükten sonra anlayacaktır. Onun rüyalarının kişisi olduğunu anlayacaktır.

Tasavvufla kişisel gelişimin ilk aşaması kişiyi geliştirecek, ona rehberlik edecek ve yol gösterecek bir rehber ihtiyacıdır. Rehber, yani mürşidi kamil, yolcunun her şeyidir. Onu yeri geldiğinde dertleştiği, yeri geldiğinde sohbet ettiği ve yeri geldiğinde sorunlarının çözüm merkezidir. Yani rehber sadece kılavuzluk yapmaz. Sadece yol göstermez. O, yolcunun yolculuğunda ona eşlik eder. Onun sohbet arkadaşıdır. Onu yalnız bırakmaz. Onu yolculuktaki tehlikelerden korur, uyarır. Yeri gelir sırdaşı, yeri gelir yoldaşı ve yeri gelir bir baba gibi onun kollayanı olur.

İRŞAT

Gerçek rehber, yolcuyu başkasına emanet etmez. Onun kendisine verilen bir sorumluluk olduğunu bilir. Nasıl ki yolcu rehberini arar ve seçerse, rehberde yolcuyu arar ve seçer. Yola çıkabilecek güçte ve kudrette olup olmadığını sınar, kontrol eder. Eğer yolculuğun meşakkatini kaldıramayacak güçteyse onu yola çıkarmaz. Önce yolun sıkıntı ve meşakkatlerine katlanacak şekilde onu eğitmeye çalışır. Ya da yola çıkmamasını tembihler. Çünkü herkesin yolculuk yapması gerekmez. Bu yol (tarik) herkes için değildir. Yolda kaybolmak, vahşi hayvanlara yem olmak, açlık ve susuzluktan yok olmamak için hem rehbere ve hem de buna dayanacak güce ihtiyaç vardır. Yolun menzilleri vardır. Bu menzilleri ileride uzun uzun anlatacağız ama yolcu her menzilde başka bir ikramla karşılaştığı gibi yolun daha da sarp ve çileli hale geldiğini de görebilir. Fakat yola alıştığı için artık bu çileler onun için bir sıkıntı unsuru olmak yerine yolun güzelliği haline gelir.

MÜRŞİDİN VARLIĞI

Yolcu yola ve çevreye öyle alışır ki artık o yolda gördüğü vahşi hayvanlarla ünsiyet sağlamaya başlar. Öyle bir hale gelir ki yolunu kaybetse dahi vahşi hayvanlar onunla konuşur ve onu yola yerleştirirler. Yeter ki yolcu dinlemesini bilsin. Yol gösterici olan mürşit bize karşılaşacağımız tüm sıkıntılara karşı gerekli olan rehberlik/irşat görevini yapar. Yolcunun yola çıkması için önce bir rehbere/mürşide sevdalanması gerekir. Yolculuğun ilk aşaması sevdalanmaktır. Sevdalanacağı bir rehberin çok tanınmış ve popüler olmasına gerek yoktur. Zaten yolcu onu gördüğünde tüm hayatı boyu aradığının o olduğunu anlar. Onu gördüğünde aslında ona yabancı olmadığını görür. Yolcu, rehberin tecrübesine güvenmeli ve onun gösterdiği istikamette yürümelidir. İtiraz eder, yürümezse belki de önündeki çukurları veya uçurumlara yuvarlanır. Çünkü rehber bu yolları en iyi bilen kişidir. Yolcu rehberin sözlerini dinlediği gibi yolda onun sözünden çıkıp da ben artık kendim bulurum dememelidir. Yoksa o gördüğü güzelliklerin yok olduğunu tabiatın bir anda vahşileştiğini, onların etrafında dolanan hayvanların birden canavarlaşıp saldırıya geçtiğine tanık olur. Çünkü tabiatı uysallaştıran ve hayvanları sakinleştiren rehberin varlığıdır.

Rehber, tabiatın en sakin yerinde gittiği gibi, hayvanların saldırganlığını azaltacak önlemler de almıştır. Yolcu bütün bu inceliği bilmediğinden rehberi terk ettiğinde yolda perişan olabilir, yok olabilir veya yolunu şaşırıp yanlış menzillere gidip medet umabilir. Yolcu, hangisinin mürşidi kamil hangisinin kamil olmadığını huzuruna varınca anlayacaktır. Çünkü mürşidi kamilin huzuruna vardığında içinde bir huzur hissedecektir. Yıllarca aradığı huzurlu yerin burası olduğunu anlayacaktır. Bütün gamın, kederin ve vesvesen gitmiş olur. Buradan ayrılmak istemeyeceksin. Uzaklaştığında seni oraya çeken bir şey olacak. Çünkü gönlün orada kalmıştır. Sürekli buraya gelmek isteyeceksin. Sanki kendi evine gitmişsin gibi olacaksın. Sözlerin birer inci tanesi gibi yüreğine nakşedilecektir.

MÜRŞİD

Ayrıca mürşidi kamil ve hak dostlarının huzuruna varan kişi orada sadece Allah’ı hatırlayacaktır. Mürşit kendisine Allah’ı hatırlatan kişidir. Ama şuna dikkat et. Şeriat zahir işidir. Yani zahiri şeriatın bütün kurallarını uygulayacaksın. Peygamber bile geceleri namaz kılmaktan ayakları şişmişti. Yoksa bizim tüm namazlarımız, ibadetlerimiz yapılmış diyerek namazsız, niyazsız olma ve bu tür sesleri şeytanın sesleri olarak algıla. Yola çıkmadan önce tüm hazırlıklar yapılmalıdır. Nasıl ki savaşa giden askerler bu eğitimlerini savaş sırasında değil de uzun süren barış dönemlerinde almışlarsa, sende yola çıkmadan önce zahir ve batın tüm hazırlıklarını yapmalı, ibadet zırhıyla kuşanmalısın.

Yol ve yolculuk için arzu nesnesinden ayrı olmanın zarureti mutlaktır. Zira ulaşılması gereken menzillere veya hedeflere gitmek için öncelikle ayrılık gerekmektedir. Allah’ın yine kendine olan

Aşkını izhar etmesi hususunda, O’nun bilgisinde ezelden beri var olan varlığın sabit aynleri(siluetleri)’nin yaratılarak uzaklaştırılması gerekmekteydi. İşte varlık ve özellikle insan yaratılarak O’ndan ayrı kılınmıştır. Tasavvufun temel anlayışı olan ve yol ya da yolculuk anlamına gelen seyr-İ süluk, ayrı düşülen Allah’a kavuşma macerasından başka bir şey değildir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.