Hükümlüyü bir kalenin içine hapsetmek anlamına gelen kalebentliği inceleyelim. Kalebentlik cezası, Osmanlı yargı sisteminde diğer bazı suçlara bağlanan sürgün cezasından çok daha ağır bir ceza olarak kabul edilir. Bu cezayla da sürgün cezasında olduğu gibi suç işleyen kişileri ıslah ederek topluma geri kazandırmak amaçlanmıştır.

Eğer Osmanlı’da büyü yaptıysanız, ekmek vb. mamülleri gramajının altında sattıysanız ya da devlet erkanı hakkında toplu alanlarda dedikodu yaptıysanız bir kalede zorunlu bir inzivaya mahkum edilebilirdiniz.
Adı inziva olsa da bunun net bir ceza olduğunu anlamışsınızdır herhalde.

Ne yazık ki kalebentlik cezasının belirlenebilir bir süresi yoktu. Ancak bu sadece kötü anlamda bir belirsizlik değil, bazen bu süre günlerle sınırlı olabilir bazen de aylarca sürebilirdi. Kalebentlik cezası aldıysanız içeride kalacağınız süre şansa da bağlı değil, belli başlı kurallar vardı.

Esasen bu cezanın amacı mahkumun ıslahı olduğundan, bu amaca ulaşıldığında kanaat getirilmesiyle mahkumiyetten kurtulunabilirdi. 

Ailesi, çocukları zor durumda kalan ya da hazineye af bedeli adı altında mal veya para veren kişiler de iyi hal affına konu olabilirdi.

Sonunda dışarı çıktıktan sonra da sizi bazı kısıtlamalar bekleyecekti. Eğer kalemiye sınıfındansanız işinizden uzaklaştırılabilirdiniz, tekrar suç işlememeniz beklenirdi ve hatta İstanbul‘dan uzaklaşmanız bile istenebilirdi. Nasıl sonuçlar olacağı işlediğiniz suça ve sonrasında yaşadığınız ıslahla bağlantılıydı.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.