Aşk ise sürekli itici bir güce sahiptir. Yolcu ol ve girebilecek kapıları ara. Oturma, koş. Gaflete düşüp de pasif tarafta kalma. Bazen sebep bazen de sonuç olabilen yolculuğun yolda olmanın pek çok sebebi vardır. Bazen yolculuk kişinin kendi iradesiyle gerçekleşir; bir yere varmak, bir şeyleri aramak, bir şeylerden uzak durmak için. Bazen de yollara düşürülür, istenmese de.

İLAHİ AŞKA GİDEN YOL

Bir yerden başka bir yere gitmek için üzerinden geçilen yer anlamındaki “yol” ile yolda olma halini ifade eden “yolculuk”un maddi anlamda Hz. Adem’in yeryüzüne inişiyle başladığı söylenebilir. O günden bu güne varlığını sürdüren bu iki ayrılmaz kavram, hem “Ademoğlu ”nun yeryüzündeki bütün yatay ve dikey hareketlerini hem de değişmeceli olarak bezm-i elestten ebede kadar süren batıni yolculuğunu ve bu süreç için deki yönelimlerini, zikzaklarını, değişimlerini, dönüşümlerini, iniş çıkışlarını ve yükselişlerini ifade etmiştir. “Şeriat, tarikat, sırat, mezhep…” gibi önemli dini tasavvufi terimlerin temelde yol anlamın içermesi, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdeki yol ve yolculuk kavramlarının temel anlamlarının yanında mecaz anlamlarda da kullanılması dikkat çekmektedir. Hz. Adem’in yeryüzüne indirilişi, Hz. İsa’nın göğe ref’i, Hz. Yusuf’un yatay ve dikey yolculukları, Harut ve Marut’un Babil’e iniş-çıkışları, Hz. Peygamber’in İsra ve miraç hadiseleri, hicreti; kutsal kitapların melek vasıtasıyla indirilişi gibi pek çok husus özünde yol ve yolculuk kavramlarına ait veriler barındırmaktadır.

TASAVVUFİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE İLAHİ AŞK

Sembolik dil kullanımının dikkat çektiği tasavvufi düşüncede “yol ve yolculuk”un çeşitli ruhi durumların ifadesinde sıkça başvurulan kavramlar olduğu görülür. Buna göre alemin yaradılışı bir yolculuk şeklinde tasavvur edilir. Bu yaradılış ve ruhun yolculuğu aşk-ı zati neticesinde, elest meclisinde başlar. Nur-ı Muhammedi ile başlayan ve en mükemmel ayna olan insanın yeryüzüne indirilmesiyle bitmiş gibi görünen yolculuk (kavs-i nüzul), daha sonra ruhun geldiği yere dönüşü (kavs-i uruc) ile son bulur. Tasavvufî düşünce sistemine göre vatan-ı aslisinden ayrılmış insanoğlu için bu dünya, yalnızca bir misafirhane, bir gurbet diyarıdır. Tasavvufi metinlerde yol, yolculuk, menzil, gurbet gibi göstergelerin çokça yer almasının temel sebeplerinden biri budur.

Diğer taraftan mutlak hakikati aramak için salik, aşkla uzun ve meşakatli bir yola revan olur; seyr illallah, seyr fillah, seyr ma’a’llah, seyr anillah gibi menzillerden geçer. Mutlak varlığa varıp cüzi varlığını onda yok etme şuur ve bilincine varıncaya kadar yol alır. Bu yol boyunca “murakabe, kurb, muhabbet, havf, reca, şevk, üns, itminan, müşahede, yakin” gibi halleri deneyimler. Varlık denizinden bir katre olan sufi, ölümsüz kaynağını bulmak ve fani varlığını onda eritmek için bir arayış yolculuğuna çıkar. “Yola koyulan yolcu, arzu nesnesini bilir ve onunla birleşip ona kavuşmak için yoğunlaşır” Bu yolda sufiyi hedefine götürecek temel dinamik olan aşk, bir kıvılcım şeklinde aşığın gönlünde çakmaya başlar. Bu nedenle arzu nesnesi olan maşuk; yolcu da aşık olur, aşık maşuk tarafından kendine doğru çekilmeye başlar; aşık da davete icabet etmeye:

Sufiler, “Nefsini bilen Rabb’ini bilir” sözü gereği mutlak hakikati aramaya yolculuğuna kendi nefislerinden başlarlar. “Sufinin içsel yolculuğu zor bir zihinsel ve ruhsal yolculuktur” Salik için eşik, harici alemde değil kendi benindedir yani derdin dermanını aşık, kendinde bulmalıdır.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.