FUKARA NEYE GÜVENSİN

Başımızı kaldırıp evin penceresinden bakmaya cesaret ettiğimiz gün, içimizde yeni bir kıvılcım ateşlenecek. Çocuk kendisini evin emniyetiyle teselli edenlerin aslında onu bir zindana hapsedenler olduğunu fark edecek. Kendisine güvendiğinde yürüyüp gidecek. İnsan bu dünyada var olduğu sürece, etrafında bir güvenlik çemberi olsun, asude bir bahçe içinde, belalardan uzak yaşasın ister. Oysa bu bahçe, dış dünyanın Moğol’larının talanına uğrar çoğu kez. Kendimiz için çizdiğimiz güvenlik sınırları alt üst edilir. Agresyon, yani saldırganlık, bir yönüyle bu güvenlik alanı ihlallerinden kaynaklanır: “Sen benim bahçeme girersen, ben de sana saldırırım.” Bowlby ise, saldırganlığın kökünde ‘güvensiz bağlanmayı bulur. Güvensiz ya da kaygılı bağlanma, dış dünyanın belalarından korunmak isteyen, ancak bu güvenliği elde edemediği için sevgi nesnesine tereddüdü biçimde bağlanan çocuğun durumudur. Bebekler, yaşamlarının ilk aylarından başlayarak anneleriyle duygusal bir bağ kurarlar. Anne babaları evden ayrılırken ağlayan çocuklara sıklıkla rastlarız. Anne yahut babaya, ona sevgi ve şefkat veren her kimse ona bağlanma, bebeğin güvenlik arayışının bir ürünüdür. Bebekler, belleklerinin ve bilişsel işlevlerinin gelişmesiyle yabancı ve farklı olanı ayırt etmeye başladıklarında, anne babalarından ayrı kalmayı protesto edeceklerdir. Yabancı olan, güvensizliğin simgesidir ve ondan sığınılacak yer, ana kucağıdır. İşte çocuklarda ruhsal gelişimin kilometre taşlarından birisi budur: Annenin, kendisine ihtiyaç duyulduğunda bebeğinin yanında olması. Eğer bağlanma çocuk için güvenli bir ortam sağlarsa, yani çocuk, annenin kendisini hayal kırıklığına uğratmayacağını ve ona ihtiyacını duyurduğunda annesini yanı başında bulacağını peşinen bilirse, artık kısa süreli ayrılıklara da tepki vermez. Nasıl olsa anne geri dönecektir. İşte bu emniyet duygusu, yetişkin hayatımızdaki ruhsal olgunluğu da tayin eden önemli bir unsurdur. Öte yanda, sevgi ve şefkatin kaynağı olan kişinin ihtiyaç duyulduğunda orada olmaması, bir kayıp ve yas tutumunu beraberinde getirebilir. Kaybedilen nesneyi geri getirmeye dönük her teşebbüs akim kalırsa, öfke ve umutsuzluk sökün eder. Oysa dünya, her ne bedelle olursa olsun anlamlı bulduğumuz bir şekle şemaile sokulmalıdır. Dış dünyanın tekinsizliği telafi edilmeli, sevilen nesne kem gözlerden sakınılmalıdır. Toplumlar da güvenlik sorunlarıyla değişik savunma biçimlerini kullanarak başa çıkarlar. Nasıl bağlanma bir çocuğun sağlıklı gelişimi için elzemse, toplumlar da stres dönemlerinde bağlanma ihtiyacını kuvvede hissederler. Çocukta kişiliğin gelişimini etkileyen bağlanma yaşantısı, hem kültürün bir ürünü hem de o kültürün bir sonraki nesilde nasıl üretileceğinin belirleyicisidir. Yani, bağlanma yaşantısıyla hem bir bağlanma kültürü oluşur, hem de düzen, otorite, güvenlik ve kontrol fikirlerini ne şekilde tevarüs edeceğimiz belirlenmiş olur. Eşitsizliğin hükümferma olduğu bir toplumda güvenlik için yarışılır. Güvenlik, zenginlerin elde ettiği bir mal olurken, güvensizlik, toplumun kenarlarına itilir ve böylece fukara, ister istemez güvensizlik halkasının içinde kalır.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.