ÇİN’DE İSTİHBARAT

Dünyada köklü istihbarat geleneğine sahip iki ulustan biri Yahudilerse,
diğeri de Çinlilerdir. Yazılı tarihin ilk zamanlarından itibaren kaydedilen
istihbarat olaylarına baktığımızda, Çinlilerin bu konuda uzmanlaştıklarını
görüyoruz. M.Ö. 6. yüzyılda yaşayan Çinli filozof Sun Tzu, savaş sanatıyla ilgili bilinen ilk kitabı yazmıştır. “Harp Sanatı” dünyanın ilk strateji ve istihbarat kitabında Tzu, istihbaratın önemini vurgular. Tzu, “Bilgi, düşmanı yakından tanıyanlardan alınmalı. Düşmanı yakından tanıyanları da beş gruba ayırmalı:
Düşman içindeki casuslar, mahalli casuslar, inanç değiştiren kişiler,
hükümlüler ve savaştan sağ dönenler. Bir hükümdar için eğer bu beş casus
görev başında ise, korkmasın, rahat uyusun. Çünkü o artık çok güçlüdür.
Casuslardan iyi yararlanmak için onlara cömert davranmak gerekir.
Casuslardan önemli başarılar elde etmek, akıllı bir devlet adamının, ileri
görüşlü bir ordu komutanının işidir.” der ve ekler: “Başkasını ve kendini
bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini
bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilirsen, her savaşta tehlikedesin.” “Düşmanını bil, kendini bil, yüz savaş bile yapsan, başın ağrımaz.” ve “Bilgi, düşmanı tanıyandan edinilmeli.” diyen Sun Tzu, sınır ötesi casusluğa işaret etmiştir.
Çin gezginleri, Türklerle aralarında başlayan ve uzun yıllar devam eden
savaşlar sırasında kullandıkları casuslar vasıtasıyla başarılı olmuşlardır. Söz konusu Çin gezginlerinin casusluk faaliyetleri özellikle Hunlara büyük zarar vermiştir. Türklere karşı uygulanan istihbarat çalışmaları Çinlilerle sınırlı değildir. Papaların faaliyetleri de önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin dönemin papası, Atilla’nın büyüden korktuğunu casusları sayesinde öğrenmiştir. Papaların Türklere karşı istihbarat faaliyetleri, daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de devam etmiştir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.