İLAHİ AŞK

Yolcu kendini bütün varlığı ile ruhunu Allah’a çevirmiş ve Hakkın yoluna koymuştur. O bu uğurda ilerlerken her fiilini samimiyetle ören duygularında tamamen Allah’a bağlanış ve onların içten yaşanışı vardır. Böylece o bu yolda derinleşirken, gönlü ruhen ve manen zenginleşen birisi haline gelmiştir. İnsan içinde ummanlar taşıyan bir yolcudur. Allah’ın insana kendinden verdiği ruh ile kendisinin isim ve sıfatlarını içeren sonsuz denizin buluştuğu mekandır ki biz buna gönül diyoruz. Onun derinliğinin sınırı olmadığı gibi bir kenarı da yoktur. Kendisini dıştan gören kimse “içini dışını beden” sanır “Halbuki içinde o sahilsiz deniz vardır”. İşte insan böyle bir iç özelliğinden dolayı bütün evrenin ve Hakkın tecelli ettiği yer olmuştur. Burada onun görevi hep onunla birlikte olmayı istemek ve aslına kavuşmaktır. Esasen gönül sultansız olmaz. Nitekim kul olmak demek, bir sultana sahip olmak demektir. Onun için kılavuzlar “Kul isen hani sultanın”, diye sorar. O bu arayış içerisinde “mülkü (bedeni) viran eyledin; bu mülke sultan iste ki bulasın” talebinde bulunur.

 KLAVUZLUK

Klavuzlara göre can beden kafesinde kutsal bir kuştur. O hep asıl yurduna varıp orada yerleşmek ister. Ancak oraya maddi zenginliklerle, şan, şeref, ad, san ve nişan ile varılmaz. Canana ulaşmanın yolu beden ve canı terk etmekten geçer. Gönlünü öyle canana ver ki o her vücudun canı olsun. ‘Esasen bütün mevcudat insan için var olmuşken, güneş onun için doğmuşken, insanın Allah’ı bırakıp O’na ait olmayan aldatıcı ve gelip geçici şeylerle meşgul olması ve bunlarla geçirmeye kalkışması yaratılış gayesine uygun düşmez. Çünkü insan, kendi dergahında saklanmış bir hazinedir. Bu beden kafesini fark etmeden kendini ah vahlarla üzerek bedenindeki hazineyi iflas ettirmesi ne kadar manasızdır’ . ”Ey fakir (muhtaç) sakın gafil olma, Hazine içinde oturuyorsun. Bil ki o sonsuzdur. Sen gizli hazineyi iste, bul!”

 İLAHİ YOLUN YOLCUSU

Aslında insan kendine dönebilirse ve iç alemine iyice bakabilse, kendine asıl denizin kaynağı olduğunu anlayabilir. Bunu fark etmeyen kırlarda, bayırlarda vadilerde susuz, boşuna dolaşıp gezmiş olur. Dünyada ulu orta gezip asıl sevgiliyi aramak olmaz. Dünya sevgisine körü körüne bağlanmak, kalbi boşuna yorar ve harap eder. O aldatıcıdır. Hatta o insanın zehiridir. İnsan onu berrak su sanıp içmemelidir. Onun içeceği asıl hayat suyu, ebedi hayat kaynağı olan sudur. İnsanı ebediyete taşıyan da bu sudur. İnsanın içinde yaşadığı dünya, öncelikle Allah’ın ol demesiyle her şeyin var olduğu ve sonunda mahiyeti gereği bozulup yok olacağı bir dünyadır. İnsan buraya belirli bir zaman için göçer ve bu zaman tükenince göç yeniden başlar. Burası göçebelerin diyarıdır. Günün birinde buraya gelenler, yine günün birinde buradan ayrılıp giderler. İlahi yolun yolcusu bunu hiç unutmamalıdır. Çünkü burası asıl kalıcı mekan değildir. Böyle olunca insan buraya ebedi kalınacak bir yermiş gibi bakmamalıdır. Sonra, burası ebedi bir sığınak da değildir. Şayet insan bunu unutarak bu dünyaya meyledip buraya sıkıca bağlanır kalırsa, o zaman gelip geçici duman ve bulut içinde kalmış gibi olur onun asıl mekanı, ilk geldiği ve her şeyini borçlu olduğu sevgilinin diyarı olan ilahi alemdir. Asıl gidilecek yol, insanı oraya ulaştıran yoldur. Bu yol aşkla kat edilir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.