Ruh cennetten bir yansıma olan tabiatı arzular; çünkü o  cennete aittir, dünyada bulunuşu bir sürgünlük halidir. Sürgün, yurdunu özler.
Uygarlık, Freud’ a kalırsa, insanlığın mutluluğu pahasına gelişmiştir. İnsanın içgüdüsel yaşamı saldırganlığa ve bencilce kendini tatmine dönüktür, oysa kültürel yapı onun bu tarafını katlamak için vardır. O halde, uygarlığın temelinde suçluluk duygusu yatar. Buna karşılık Jung çağımızın genel nevrozunu tanımlarken kolektif bir ruh yitiminden bahseder. Bu, kültürün büyük dini ve efsanevi sembolleriyle irtibatın yitirilmesidir. Jung’a göre bir uygarlık ne kadar seküler, maddeci ve saplantılı bir biçimde dışarıya dönük olursa, insanların mutluluğu da o ölçüde tehdit altında olacak, anlamsızlık ve amaçsızlık duygusu insanların hayatını o denli sarıp sarmalayacaktır.
Dış ve iç, içinde yaşadığımız çağın belirgin özelliklerinden biri, dikkatlerin
abartılı bir biçimde dış dünya üzerinde toplanmasıdır. İnsanlar kendi iç dünyalarına nadiren dikkat kesilmekte, bir öğrenme biçimi olarak sezgiye pek az itibar edilmektedir. Modern şehir de dışa çevrilen bu bakışın ürünlerinden biridir. Modern şehir tabiattan kopuşu temsil eder: İnsan tabii olana uyum sağlamayı değil, kendisi için daha uygun olduğunu düşündüğüdür! bir ortamı tercih etmektedir. Böylece, kendisini tabiatın kontrol edilemez güçlerinden emniyete almakta, ama bir şehre sıkışmanın getirdiği başka sorunlarla yüz yüze kalmaktadır.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.