AİDİYET

Hepimiz içinde yaşadığımız toplumlarda sahici ve sağlam insan ilişkileri geliştirmek isteriz. Yani, ait olduğumuz, kendimizi ait hissettiğimiz yeri sevmek ihtiyacı duyarız. Türkiye’de görünür siyaset, aidiyet sorununa verilen cevaplar etrafında cereyan ediyor. Bu toplumun yüzyıllar boyunca emniyet duygusunu devşirdiği, gerçek bir ben-sen ilişkisi üretmiş bir gelenek mi aidiyet ihtiyacımıza cevap verecek, yoksa toplumda estirilen kutuplaşmalardan anlaşıldığı kadarıyla ben-o ilişkisini benimseyen modernist temayüller mi? Hangi aidiyet etrafında toplanırsak sahici insan ilişkileri geliştirebiliriz? Diyalog, karşımızdakine kendimizi bütün kalbimizle açmaktır. Tekemmül ermiş sevgi iki insanı birleştirir, ama onlar yine de iki ayrı insan olarak kalmaya devam ederler. Bugün yaşadığımız ülkenin kimi insanları birbirine sağır gibi duruyor, her toplumsal kesim kendisine göre bir ‘öteki’ tanımlıyorsa, müsamahanın toprağına yabancılaşmışız demektir. Buber’in kastettiği anlamda bir ben-sen ilişkisini toplumumuzu kamplara ayırarak, bir toplumsal kesimi kendimi ze düşman ilan ederek yakalayamayacağımız açıktır. Bu toplumu yüzyıllardır bir arada tutan değerleri aidiyet sorusuna verilen cevap şıklarından kazımak mümkün değildir ve böylesi bir teşebbüs ma’şeri vicdanı yaralar. Evimizde kendimizi mutlu hissetmeye mecburuz. Basın yayın organlarından üzerimize sıçratılan sahte aidiyetler (bir futbol takımı taraftarlığı vb.) içimizdeki derin yarayı iyileştirmiyor: Birbirimize hoşça bakabileceğimiz daha güçlü ve sahih bir aidiyete ihtiyacımız var. Benim sende dirileceğim, senin bende dirileceğin bir aidiyete ..

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.